30 Aralık, 2011

eski / yeni yıl

2011. Haklısın, sen de başlarken baya bir umutlanmıştım. İlk aylardaki çirkinliklerini belki ufak şansızlıklardır diye görmezden gelmiş olabilirim. Daha başından yargılamak istemedim seni demek isterdim ama yok, tek sayılı bir yıl olman beni yeterince germişti aslında. Tamam, bahane. Güzel bir yıl olsaydın çift de olsan tek de olsan pek umrumda olmazdı. 

Ufak aksiliklerle başlayan ilk aylarından anlamalıydım niyetini. Önce tekrar almak zorunda olduğum derslerle gösterdin kendini. O da yetmedi yeni umutlarla başladığım işimden kovulmama sebep oldun. Sabrımı denercesine yorgunluklar, kavgalar, çözülecekmiş taklidi yapan ama çözülemeyen problemler, ve sonu gelen mutluluklar. Bunlar sadece benim başıma gelenler. 

İnsanları yine açlıkla, savaş tehditleriyle, boşbakanlarla, şaibeli sınavlarla, depremlerle canından bezdirdin. Hepsinin yaşanmasının bir anlamı mutlaka vardı ama biz o anlamı anlayamadan bir başka acı, bir başka yenilgi yaşattın hepimize.

Hiç mi güzel şeyler yaşatmadın? Mutlaka yaşattın. Yoksa şimdiye kadar depresyonun derinliklerindeki her bir noktayı ezbere biliyor olurdum. Ama şimdi sen bitiyorsun ya, artık sende kötü anılacak olan eski bir yıl olarak kalacaksın hafızamda. 

2012. Ve yeni yılım. Sadece sondaki sayın değişiyor ve sen birden bire inanılmaz umutlar taşıyan, ilk gününe bambaşka uyanacağım bir yıl olacaksın..mışsın!

Diğer yıllardan bir farkın yok , önce bu gerçeği kabul etmekle başlayalım olur mu? Ne oldu yani sabah uyandığımda hayal ettiğim hayata, muhteşem bir sevgiliye, çok paraya mı sahip olacağım? Ya da sanki bir gece öncesinin ait olduğu yıla dair hiç kötü bir anım kalmayacak mı? Hahayt! 

Sana birşey itiraf edeyim mi? Yok öyle birşey. Sadece bu yıl değil, bundan sonraki de, ondan sonraki de, 100 yıl sonraki de öyle olmayacak. 

Seni güzel yapan yine benim umutlarım olacak, hayallerim olacak. İlk gününden itibaren sana da aynı anlayışı göstereceğim, sabırla bekleyeceğim 'bu yıl benim yılım olacak' cümlesini doğrulamanı. Her bir acıda yine bundan beteri olmadığına şükredeceğim, uğraşıp da elde edemediğim şeyler olduğunda yine 'hayırlısı olsun' diyeceğim, söyleyecek sözüm olmadığında yine susacağım, canım sıkıldığında yine saçmalayacağım, yine dostlarım yanımda olsun isteyeceğim, onların yanında kendimden daha çok ben olacağım, yine şımaracağım yerli yersiz, haketmediğim şeyler de yaşarım yine belki. Terkedilirim, ağlarım, kahkaha atarım, nefret ederim, özlerim..

Gördün mü bak, sende aynısın. Yenilenen sen değilsin. Sende değişen sadece son rakamın. Bizde değişense,  seni bahane edip yeni bir başlangıç yapmak isteyen ruhumuz.

Bu yazı sana benden aldıklarını hediye ettiğim bir veda yazısıdır 2011. 2012 içinse bir umut yazısı. Kendim ve herkes için umuyorum ki 'bu yıl bizim yılımız olacak'. 

Mutlu Yıllar..

Sonradan eklenen not: Seneye de sana ağzıma geleni söylememi istemiyorsan, güzel bir yıl ol 2012! 

13 Aralık, 2011

hiç

Kendini çok mu önemli sayıyorsun, sayma! Bu hayatta varolmuş bilmem kaçıncı insansın. Diğerleri de önemlilerdi kendilerince, ne oldu? Hiç. Düşmanlarıyla, nefret ettikleriyle hatta aşağıladıklarıyla aynı sonsuzluktadırlar belki. Sen keyfine bak. Bu hayattaki adalet elbet beni de bulur. Hoşçakal. Ya da kalma, vazgeçtim!

09 Aralık, 2011

..


Gidenler bizden hep bir parça götürürler
O parçanın yerinde de derin izler kalır
Herkesin bir yara izi vardır
İnsanlardan gizlemeye çalıştığı saklamak için çok uğraştığı bir yara izi
Herkesin bir yara izi vardır
Kimseye dokundurtmayacak kadar güzel olan
Baktıkça nefes alabiliyor olmanın kıymetini anlamanı sağlayacak bir yara izi
Bu izlerle yaşamaya alışırsın
Bir sabah belki gün doğarken baktığında dışarı yaşamayı yeniden sevebilirsin
Ve bir gün elbet birileri o yara izlerine dokunur
Acın da biraz olsun hafiflemeye başlar...

05 Aralık, 2011

kendi kendine konuşur gibi

Kimi zaman kendimi kapana kısılmış hissediyorum. Sanki hayatımın her anı birileriyle yarışmak, herkese birşeyler anlatmak, ispatlamak zorundaymışım gibi..

Bütün bu karmaşık ruhuma rağmen biliyorum ki, 'beni kimse benim kadar mutlu edemiyor'

03 Kasım, 2011

çelişkim kendimle

Bazı zamanlar bu çelişkinin farkına varıyorum, bana sıkıntılarını anlatanlara hayatın ne kadar güzel olduğundan, bu yaşanan sıkıntıların geçeceğinden bahsediyorum. Evet, bazen klişe laflar ettiğimin farkındayım ama sırf bunları duymak için bile insanın sıkıntılarından bahsettiği oluyor.
Gel gör ki teorikte mükemmel olan ben, pratiğe gelince o kadar başarılı olamıyorum kimi zaman. Yani kelin ilacı olsa lafı tam bu durum için oluyor.
Kimi zaman da sebepsiz şeylerle kendimi mutlu edebiliyorum, acaba beni bazen isyana teşvik eden aslında mutlu olacak şeylerim yokken mutlu olmaya çalışmam mı? Aslında elle tutulur şeylerim yokken ne kadar şanslı olduğumu düşünmem mi?
Buara en çok düşündüğüm şey 'hayatın bize istediklerimizi altın tepside sunmadığı'. Herşeyi çalışarak, mücadele ederek elde etmiş insanlardanım ve haklı olarak da bazı ufak şeylerin kendiliğinden olmasını bekliyorum.
Tabi kendiliğinden olmasını bekleyecek kadar sabırlı olabilirsem :) (Sanırım yine bir çelişki içindeyim)

01 Kasım, 2011

gidersem yıkılır bu kent

gidersem üşürsün,
gidersem;
o esmer gülücükler de gider
gidersem üzülürsün,
gidersem yıkılır bu kent
taş kalmaz taş üstünde
süleymaniye arkamdan gelir
kan akar boğaz içinde
aşıklar ağıt yakar galata kulesinde
gidersem yürüyemezsin
ayakların geri döner gittiği yerden
gidersem yanarsın
ağlarsın,
gidersem;
artık hiç konuşmazsın
gidişim boğazına düğümler kelimeleri
gidersem yıkılır bu kent
gölgenden dahi korkarsın
boğar seni tanyeri
nefes bile alamazsın
gidersem susar ezanlar
şimdi;
şimdi daha yanık türkü tutturur,
o eski ozanlar
gidersem sessizliğe boğulur
ilk önce tüm şehir
sonra geride kalanlar
gidersem;
vapur seferleri iptal edilir
boş kalır limanlar

 

gidersem yıkılır bu kent
bulutlar peşimden gelir
gidersem;
yağmursuz kalır bu sokaklar
giderayak güneşi de çalar giderim
gidersem;
karanlığa gömülür insanlar
havlama sesi duyulmaz
ben gidersem,
susar sokak köpeklerim
gidersem sefere çıkmaz balıkçılar
onlar da bilir ki,
gidersem eğer;
artık kendiliğinden karaya vurur balıklar
gidersem;
durakları da boşalır otobüslerin
yolcusuz durak,
o zaman ne işe yarar
gidersem yıkılır bu kent
her köşesi viran olur
sirkeciden kalkmaz tren
gidersem işsiz kalır işportacılar
hepsi perişan olur
gidersem çıkmaz aşıklar çamlıcaya
sonra kim sevdasını kazır ağaçlara
çamlıcada ağaçları niye oyuk sanır ki insanlar
ben gidersem;
ne sevgi kalır,
ne de kazınacak sevdalar

 

gidersem üşürsün
gidersem;
o esmer gülücükler de gider
gidersem üzülürsün
gidersem yıkılır bu kent
şunu bil ki;
ben gidersem eğer;
içimdeki sen de ölürsün...
gidersem...
demek ki çoktan ölmüşsün!


Evren Koray
 

17 Ekim, 2011

bütün olanlar sürpriz

Herşey tepetaklak olur, mutluluk benim yanımdan bile geçmez artık dersin ya işte en çok o zaman keyifli oluyor hayatın sunduğu sürprizler. Ve arada güzel şeyler de oluyormuş dersin. Sizi bilmem ama ben derim valla.

Bu bazen karşılaşmanın aklınızdan bile geçmediği biri ile en kalabalık yerlerden birinde karşılaşmanız olabilir ya da uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşlarınızla çok keyifli zamanlar geçirmek olabilir. Ya da hiç ummadığınız bir anda kalbinizin daha başka attığını hissetmek de olabilir.

Beklemediğimiz şeyleri yaşamak daha keyifli kesinlikle. Ve hayat artık hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. Bütün olanlar sürpriz olsun bana!

12 Ekim, 2011

bu bir özür yazısıdır

Değişenlere alışıp geldim geri sevgili bloğum. Ki seninle buluşmam bile çok ertelemeli olmuştu. Bundan sonra anlık tökezlemelerde seni unutmayacağımdan emin olabilirsin.

Kendimi sana not edecek güzel cümleler biriktirmek için dinlemeye başlıyorum yeniden. Bu kısa ve öz bir özür olsun senden.

Ee nerde kalmıştık?

30 Temmuz, 2011

Değişenlere alışamama durumu

Hiç ummadığım zamanlarda ummadığım şeyler yaşayınca hissediyorum bu duyguyu daha çok galiba. Hele şu sıralar oldukça fazla. 
Tahmin etmek zor değil sanırım, insan en çok yanında olanın yanında olmadığı zamanlarda zorlanıyor. Bütün şarkılar ayrı bir anlam, bütün güzel anılar ayrı bir yük, tüm güzel duygular bir an önce kurtulması gerekilen bir hastalık hissi yaşatıyor insana. 
Yaşadıklarımı hissettiklerimi bu zamana kadar dürüstlükle onunla paylaşmış olmamdı sanırım hatalı olduğum kısım. Malum insanlar aşkta ne kadar az konuşursa o kadar karlı oluyorlar. Bir o kadar da kıymetli. Bende pek çok insan gibi bu düşünceden nefret ettim ama gerçekleri de bir süre sonra anlıyor ve kabul ediyor insan. 
En zor olan sizi sevdiğini ve yanınızda olmak istediğini söyleyen insanın fikrinin değiştiği o çok ufak anı kaçırmış olmak. Siz hala aynı duyguları hissettiğini düşünürken belki de o çoktan bu hastalıktan kurtulmuştur. Bildiklerimden korkuyorum. Ve bilmek istediklerimi de gerçekten bilsem ne hissederim onu bilmiyorum.

Onun yeri ayrı. Çok ayrı...ydı. Hassas olduğumuz zamanlar çakıştı. Kalplerimiz çarpışmanın tam ortasında kaldı. Kırıldı, döküldü. Mücadelem kıymetlimi kaybetmemek içindi. Ama yanıldığım nokta onun öyle düşünüp düşünmediğiydi.
Severken güzel de asıl onu ayrıldığımız zaman tanıdım ben. Ne kadar hırçın ve kötü olabileceğini de. Bir insanın nasıl istediği kılığa acımadan, karşısındakine olan duygularından sıyrılıp girebildiğini onda gördüm ben. Çarpışmada zarar gören kalbim can çekişir olmaya başladı. Bu haliyle bile onu sayıklıyor olması ise gerçekten enteresan.
Sözün özüne gelmek zor benim için. Sustuğum yerde kabulum başlıyor ne yazık ki. 
Artık dua edecek gücüm bile kalmadı inan. Herşeyi bıraktım. Tek istediğim daha fazla aklımda kalmaman. Sen nasıl becerdin bunu bilmiyorum ama benim biraz zamana ihtiyacım var. Değişenlere alışmam için de... Seni unutmam için de...

21 Temmuz, 2011

Bazen bir şiir bütün duyguları anlatır

Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Çağırsam bile gelme,yorulma ne olursun,
Sen üzülme,incinme,kırılma ne olursun,
Beni yanlış anlama,darılma ne olursun,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı,
Aşkımı değerini sır gibi taşımanı,
Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Senden tek dileğim var,özel imtiyaz değil,
Kulun başka bir kula ibadeti farz değil,
Haşa!Yaratan gibi beş vakit namaz değil,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.

Cemal SAFİ

04 Mayıs, 2011

Anlat istersen sabaha kadar

... karşındaki seni anlamıyorsa ne fayda. 'Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anladıkları kadardır' şeklinde de kullanılır daha yaygın bir şekilde. Hele de insanların birbirlerini anlamadıklarından şikayet ettikleri bu zamanlar için biçilmiş kaftan olsa gerek.

Bazı zamanlar çokça olmak kaydıyla bende yaşıyorum bu durumu. Biliyorum bu çokçalık benim ruh halime göre değişiyor ama bazen gerçekten anlatmaktan yorulmuş, nefes nefese kalmış halde buluyorum kendimi. Neden bu kadar uğraşıyorum peki? Madem karşımdaki zaten baştan beri kafasının aldığı kadar anlayacak beni, bunu bile bile nedir bu çabam?

Kendimi ifade edebilecek kadar konuşabildiğimi düşünüyorum, hatta duygularımı fazlasıyla açık etmemden dolayı sıkıntılar yaşayabileceğimi söyleyenler bile oldu. O kadar açık sıkıntı, mutluluğumu anlatabiliyorum. İşte bu yüzden de neden anlaşılamadığım konusuna bir açıklık getirebilmiş değilim.

Anlaşılabilir olmak için birkaç gerekli unsur var bence:
- Karşınızdaki insanla aynı dili konuşmanız gerekiyor. Sadece Türkçe, İngilizce meselesi değil bahsettiğim, hayata bakış açılarınız, ortak noktalarınız, paylaştığınız şeyler vs. anlamında.
- Dile getirebileceğiniz bir konu örneğin sorun olmalı.
- Bu sorunu çok açık bir dille anlatmalısınız. Hatta hani o kişi sanki karşınızdaymış gibi yaptığınız zaman daha açık yüreklilikle söylersiniz ya düşüncelerinizi, işte o şekilde.
- Karşınızdakinin sizi dinlediğinden emin olmalısınız. (Bu madde bir üstteki maddeden önce olabilir. Bu dinlendiğiniz için mi anlattığınıza yoksa anlattığınız zaman mı dinleneceğinize göre değişir.)
- Daha anlaşılır olmak için örnekler vermek yerinde olabilir. ( Bazı yerlerde çok fazla geçmişle ilgili örnekler vermemek gerektiğinden bahsediliyor.)
- Ses tonunuzun yüksek olmamasına dikkat etmelisiniz. Zira kızgınken söylediğiniz hiçbir şey karşı taraftan anlaşılmıyor.

Bunların çoğu hatta hepsi hepimizin bildiği şeyler. Benim anlamadığım yer ise benim bunların hepsini yapıyor olduğum halde hala anlaşılamıyor olmam. Bu yazı da işte tam bu yüzden.

Aslında daha az şey anlatıp, daha çok anlaşılsam/anlaşılsak ne güzel olurdu değil mi?

29 Nisan, 2011

Kendi kendime

Düşündüğüm ve hala bu zamana kadar düşünmemiş olduğuma içten içe bozulduğum çok şey var. Baktım içimde tuta tuta patlayacağım, yazmaya karar verdim.

Bir insanın hayattaki önceliklerini, kendime göre bir sırada yapmaya çalışıyorum. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite, baktım yetmiyor yüksek lisans. Bunlar tamam. Sırada ne var? Hmm.. İyi bir iş, iyi bir evlilik, huzurlu bir ömür. Bunlar herkesin önceliklerindendir herhalde. Kimi önce, kimi sonra yer alıyor sıralamada. Bunları yapıyorum ve sanıyorum mutlu oluyorum. Sanıyorum çünkü çoğunluktan olmanın verdiği o aynılık huzurunu yaşıyorum. Malum farklı olmakla uğraşmak zordur. Onun ayrı bir yükü vardır insanın omzunda. Ben ve omuzlarım bunu pek göze alamıyoruz.

Kendimi sandığım mutluluktan kesin mutluluğa getirmek için üzerime vazife olan işlerden başka, sevdiğim şeyleri de yapmayı tercih ediyorum. Mesela yazıyorum kendi kendime. Okuyorum kendi kendime. Ve insanları dinliyorum, konuşmayı bıraktığım zaman. Ve bakıyorum çevreme, kendime ait düşüncelerden sıyrıldığım zaman. İşte bu sayfada onlardan bir parça. Yazdıklarım, okuduklarım, duyduklarım ve gördüklerimle alakalı.

Şimdilik..